İstanbul’dan New York’a bir tasarım hikayesi




ASLI FiLİNTA
Aslı Filinta, aldığı ekonomi eğitiminin kendine göre olmadığını fark edip, cebinde 500 dolarla hayatında ilk kez gittiği New York’ta kalıp, kendi ismiyle bir tasarım markası yaratmıştı. Aslında onun anlattığına göre yaptığı bir marka yaratmak değil, sadece New York’ta baskın olan ‘kendi işini kendin yap’ akımına dahil olmak. Müzikten tasarıma ve oyunculuğa kadar benimsenen bu akımın adı ‘Do It Yourself’. New York’un en hip alışveriş merkezi olan Meat Packing ve Los Angeles’ta toplam 6 mağazada ‘Aslı Filinta İstanbul’ ürünleri satılıyor. Aslı Filinta’nın tasarımları çanta, şapka ve tişört gibi ürünlerden oluşuyor. Eminönü’nden aldığı taşlı ve işlemeli aksesuarları kullandığı tişörtleri Osmanlı havasını çağrıştırıyor. Şapka ve eşarplarını Calvin Klein tasarım direktörü ve Lindsay Lohan gibi isimler satın alıyor!

“Okurken, Merkez Bankası, Hazine Müsteşarlığı ve çeşitli factoring firmalarında okul boyunca her yaz staj yaptım. Çalıştığım yerlerde ‘tamam bir tarzın var ama işe bu kılıkla gelemezsin’ diyerek uyarıyorlardı. Bu sürede anladım ki banka ve finans işleri bana göre değil ve nihayetinde Vakko’da çalışmaya başladım.

“Vakko’nun Beyoğlu Mağazası’nda kadın ürünleri asistanıydım. V2K o zaman yeni yeni kuruluyordu. Biz de konseptler ve etkinlikler hazırlıyorduk. Orada bir tasarım grubu oluşamayınca Tuana Büyükçınar’ın ekibiyle çalıştım, mağaza konseptini hazırladık. Ayrıca Chicco ve Snob gibi markalara da işler yaptım.


“Daha önce hiç gitmemiştim(New York’tan bahsediyor) ve ilk gittiğimde orada yaşamaya başladım! Bir yandan çalışıp bir yandan da Parsons The New School’da tasarım kurslarına katıldım. Bu arada insanlar üzerimdeki kıyafetleri nereden aldığımı sormaya başlamışlardı bile. Çalıştığım mağazada taktığım şapka ve çantaları, giydiğim elbise ve tişörtleri sormaya başladılar. Sonra kendime bir dikiş makinesi aldım. New York’a gittiğimde hayatla ilgili algım da değişti. Her şeyi kendim yapmaya başladım. Orada zaten böyle bir akım var; DIY (Do It Yourself) yani her şeyi kendin yap! Müzisyen mi olacaksın? Keyboard’unu alıp öğrenmeye başla, sonra kendine sahneye çıkacak bir yer bul, insanlar gelip seni dinlesinler, müziğini keşfetsinler… İşler böyle böyle kendiliğinden ilerliyor. Benim için de aynı şey geçerli, 5 yıl önce planladığım şeyler değildi ki bunlar!

“Her şeyin okulu ya da kuralı olduğuna inanmıyorum. Tasarımın yanı sıra müzikle de ilgileniyorum ve ismi yeni duyulan elektronik-rock müzik gruplarını takip ediyorum. Türkiye’de konser veren Au Revoir Simone ve Shout Up Louds gibi toplulukların üyelerine de kendi tasarımlarından giydireceğim. Bütün bu insanlar bağımsız bir şekilde kendi işlerini kendileri yapıyorlar. Yaşadığım Brooklyn, New York gibi değil bambaşka bir yer; herkes tasarımcı, herkes sanatçı! “

“Benim yaptığım New York dizaynı değil, New York’ta İstanbul dizaynı yapmak! Mesela şapkalarımın içinde kocaman ‘İstanbul’ etiketi var. İstanbul’un adını duymak insanları cezp ediyor, egzotik, büyülü bir hava veriyor.”

“Giderken yanımda uçak biletim, 500 dolar ve bir kursa katılma niyetim vardı! Daha yoldayken orada kalacağımı biliyordum. Ürünler New York’un en hip alışveriş noktası Meat Packing’teki Dernier Cri gibi mağazalarda satılıyor. Ürünleri mağazalara götürürken vintage, kocaman, mavi bir valize dolduruyorum. Valiz de Adana’dan çıkıp, Ankara ve İstanbul’a oradan da New York’a gidişimi temsil ediyor. Zaten o valizin içindekiler, insan nereye giderse gitsin yanında oluyor!”

http://www.hephaber.com/haber.php?haber_id=450

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s